Saat gecenin üçüydü. Ne olursa olsun bu uçağa binmeliydi. Hayatta kalabilmek için her gün bir kaç saat uçması gerekiyordu. Bu sandığınız gibi doğaüstü bir olay değil, aksine herkes için geçerli temel bir ihtiyaçtı. Tüm insanlar her gün bi kaç saat uçmalıydı.
Herkesin birer uçağı olan bu evrende, bütün uçakların sahibi pilotların kendisidir. İniş izni istenecek herhangi bir kule veya iniş yapılacak hava alanları yoktur. Uçak düşse bile pilotlar ölmez. Uçuşların amacı tamamen kafa dinlemektir.
Kokpitindeki tek koltuğa oturdu ve arkasına yaslandı. Belliydi, uçak yine rötar yapacaktı. Erken uçabilmeyi hiç becerememişti. “Sanırım uçabilmenin en kolay yolu kör kütük sarhoş olmak.“ diye girdi söze. Konuşan ağzı değil beyniydi. Ve beyin uçak kalkana kadar asla susmazdı.
Uçmayı temel ihtiyaç haline getiren sebep; beynimizin geveze, vücudumuzun çalışkan olmasıdır.
Beyin, meditasyon havasında geçecek bu süre boyunca en dürüst hikayelerini bizimle paylaşır ve biz de en içten duygularımızı uçuş öncesinde sergileriz. Bu konuda yalnız olduğumu sanmıyorum. Uçuş öncesi kurulan hayaller, gün içerisinde kurduğumuz en kutsal hayallerdir. İstersek, uçak havadayken o hayallerin gerçekleştiğini görebiliriz. Uçuş halindeyken gerçekleştiremeyeceğimiz şey yoktur.
İnişler serttir ve can sıkar. Gerekli süreyi doldurduktan sonra hepimiz yere çakılmayı bekleriz. Bazen yere çakılacağımızı anlar ve kendimizi uçaktan aşağı atarız. Çünkü uçuşu bitirmenin en kolay yolu ekstrem ölümler kurgulamaktır. Ama çoğumuz aynı şekilde çakılırız yere. Saatte 1235km hızla hareket eden ses dalgaları uçağın heryerine ateş etmeye başlar.
Ateş eden, sikik bi alarm sesinden başka bir şey değildir.